Geçmişten Günümüze Tiyatro ve Tiyatronun Tarihsel Gelişimi

Tarihi milattan önce 6.yüzyıla kadar uzanan tiyatro, duyguların, düşüncelerin ve durumların sahnede sergilenmesi esasına dayanır. Yunanca, theatron kelimesinden türemiştir, seyirlik yer anlamına gelir. Tiyatronun Antik Yunan’da bağ bozumu tanrısı Dionysos adına yapılan dinsel törenlerde doğduğu kabul edilir. Ancak arkeolojik çalışmalarla ortaya çıkarılan mağara resimlerinde çeşitli kılıklara girmiş insanların ritmik hareketler yaptığı görülmektedir. Bu sebeple tiyatronun tarihinin çok daha eskilere dayandığı ve en eski sanat dallarından bir tanesi olduğunu söylemek yerinde olacaktır.

Tiyatronun Diğer Edebi Eserlerden Farkı Nedir?

Tiyatro eserlerini diğer edebiyat eserlerinden ayıran en önemli özelliği hikâyenin canlandırılarak yani seyircilere gösterilerek anlatılmasıdır. Önemli bir diğer özelliği ise kolektif bir sanat olmasıdır. Oyun yazarı, oyuncular, yönetmen ve daha birçok emekçinin ortaklaşa çalışmasıyla oyun sahneye konur. Seyirci de bu sanatın tamamlayıcısı, alıcısıdır.

Gelin, geçmişten günümüze tiyatro hangi aşamalardan geçmiş hep beraber bakalım.

Antik Yunan Tiyatrosu ve Özellikleri 

Milattan önce 6. ve 3.yüzyıllarda Atina merkezli bir tiyatro geleneğidir. Mitolojik hikâyeler ve efsaneler oyunların konusunu oluşturmuştur. Gülünç durumların anlatıldığı komedya ve acıklı durumların anlatıldığı tragedya olmak üzere iki ana biçim vardır. Sonradan bu iki biçimin birleşmesiyle dram ortaya çıkmıştır.

Tragedyaların ana hatları Aristo tarafından Poetika isimli kitapta ifade edilmiştir. Üç birlik kuralı denilen; olay, yer ve zaman birliği bu oyunların en önemli özelliğidir. Ayrıca oyunlarda anlatıcı görevi üstelenen bir de koro vardır. Seyircilere açıklanması gereken olayları açıklar ve sahneler arasında bir köprü işlevi görür. Tragedyadan sonra ortaya çıkan komedya türü ise halkın daha çok ilgisini çekmiş ve sevgisini kazanmıştır. Tragedyada soylulara ve üst sınıfa ait konular ele alınırken komedyada sıradan insanların komik hikâyeleri anlatılmıştır. Antik Yunan döneminin en önemli oyun yazarları, Sophokles, Euripides ve Aiskhyleos’tur.

Roma Tiyatrosu ve Bilinmesi Gerekenler

Romalılar tiyatro sanatına yenilikler getirmektense Yunan tiyatrosunun takipçisi olmayı tercih etmişlerdir. Ancak Antik dönemin aksine tiyatro oyunları dinsel bir nitelik taşımamıştır. Cumhuriyet döneminin Roma’sında tiyatronun toplumsal ve eğitici yönü ön plana çıkarken, imparatorluk döneminde eğlenceli, komik ve heyecan uyandıran etkinlikler tercih edilmiştir. Önemli komedya yazarları Plautus ve Terentius’tur. Seneca ise ünlü tragedya yazarlarındandır.

Orta Çağ Tiyatrosu

Yaklaşık bin yıllık süreci kapsayan ve İstanbul’un fethiyle sonlanan dönem Orta Çağ olarak adlandırılır. Avrupa’da yetkileri neredeyse sınırsız bir boyuta ulaşmış Katolik Kilisesi, bu dönemde halkın, bilimin ve sanatın üzerinde yoğun baskı kurar. Tiyatro da bu baskıdan payına düşeni alır. Ancak sonradan tiyatronun gücünü fark eden din görevlileri halkı kendi görüşlerini kabul ettirmek için dini oyunlar sergilemeye başlar. Zamanla daha da çok sevilen tiyatro 1600’lü yıllardan sonra kilisenin hakimiyetinden kurtulur ve halka geri döner.   

Rönesans Tiyatrosu Kökeni ve En Bellirgin Özelliği

Tiyatronun efsanesi William Shakespeare’in dünya sahnesine çıktığı dönemdir. Aynı zamanda tiyatronun şahlandığı, yetkin eserlerin verilmeye başlandığı ve modern tiyatronun temellerinin atıldığı dönemdir. Hem eğlence hem de sosyal, kültürel ve politik meseleler oyunların konusunu oluşturur. Rönesans’ı geç yaşamasına karşın İngiltere bu alanın en iyi örneklerini verir. Bu dönemde tiyatronun görevi eğlendirmek ve eğitmektir. Üç birlik kuralına genel olarak uyulmuştur. “Tiyatro okunmak için değil, oynanmak içindir” anlayışı benimsenmiştir. Dönemin ünlü yazarları, William Shakespeare, Christopher Marlowe, John Webster ve Lope de Rueda’dır.

Geleneksel Türk Tiyatrosunda Romantik Akım Dönemi

18.yüzyılın sonlarında başlayıp 19.yüzyılın ortalarına kadar devam eden dönemdir. Romantik akım önce Almanya’da daha sonra da Fransa’da etkisini göstermiştir. İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 1789’daki ilanından sonra özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi kavramlar daha sık kullanılmaya başlanmıştır. Romantik Tiyatro da bu kavramlar üzerinde durmaya, yüzünü aydınlık ve iyimser bir dünyaya çevirmeye başlamıştır. İnsan yaşamı değer kazanmış, coşkulu ve lirik anlatım tercih edilmiştir. Klasik tiyatroda akıl ön plana çıkartılırken romantik tiyatroda duygu ön plana çıkartılmıştır. Dönemin önemli yazarları Goethe, Friedrich Schiller ve Alfred de Musset’tir.

Çağdaş Tiyatro

20. yüzyıla geldiğimizde dünyanın neredeyse her yerinde önemli siyasi olayların yaşandığını söyleyebiliriz. İki dünya savaşı ve getirdiği yıkımlar insanların hayata ve sanata bakışını değiştirdi, çeşitlendirdi. Bu çeşitlilik tiyatroya da yansıdı. Epik tiyatro, absürt tiyatro, dışavurumcu, gerçeküstü, varoluşçu gibi yeni biçimler ortaya çıktı. Ancak insanı insana en iyi şekilde anlatma çabası asla azalmadı, aksine bu istek katlanarak büyüdü. Bu dönemde katı kurallar reddedildi, gelenekselliğe karşı çıkıldı. Arayış ve yenilik dönemin karakteristik yapısını oluşturdu. Önemli yazarlar arasında Bertholt Brecht, Samuel Beckett, Albert Camus, August Strindberg ve Jean Paul Sartre vardır.

Geleneksel Türk Tiyatrosu ve Gelişim Evreleri

Türkiye’de tiyatroyu incelemek istediğimizde geleneksel ve modern olmak üzere iki döneme ayırabiliriz. Geleneksel Türk tiyatrosu yazılı bir metne dayanmayan, doğaçlama olarak oynanan oyunlardır. Şarkı, dans ve söz oyunları yer alır. Güldürü ön planda olsa da oyunların ders verici bir yanı da vardır. Kostüm, dekor ve ışık geleneksel tiyatroda yok denecek kadar azdır. Karagöz ve Hacivat, orta oyunu, meddah, köy seyirlik oyunları örnek olarak verilebilir.

Modern tiyatronun Türkiye’ye gelmesi ise Tanzimat döneminde olmuştur. Batılılaşma çabalarının etkisinin görüldüğü bu yıllarda, Güllü Agop tarafından Osmanlı Tiyatrosu isminde bir topluluk kurulmuştur. Dönemin ünlü edebiyatçılarının yazdığı oyunlar ve yabancı dillerden Türkçe’ye kazandırılmış çeviriler bu topluluk tarafından Gedikpaşa Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir.

İlk sahnelenen oyun Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre isimli oyunu olmuştur. Türk ve Müslüman oyuncular bu dönemde ilk defa sahneye çıkmaya başlamışlardır. Sultan Abdülmecid de tiyatroya büyük ilgi göstermiş, saraya bir tiyatro yaptırmıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde güzel şeyler anlamına gelen Dârülbedâyi isminde bir konservatuvar kurulmuştur. Burada hem oyuncu yetiştirilmiş hem de yeni eserler sahneye konmuştur. Günümüzde bu kurum Şehir Tiyatroları olarak varlığını sürdürmektedir.

Tiyatro tarihimizin önemli isimlerinden Muhsin Ertuğrul ise Dârülbedâyi’de yapmış olduğu çalışmalarıyla Çağdaş Türk Tiyatrosu’nun temellerini atmıştır. Çok sayıda oyunu dilimize kazandırmış, yazarları tiyatro eseri yazma konusunda teşvik etmiş ve sahneleme konusundaki yaratıcılığıyla tiyatromuzun en büyük sanatçılarından olmuştur. 1949 yılında Devlet Tiyatroları’nın da kurulmasıyla Türkiye’de tiyatro yaygınlaştırılmaya başlanmıştır.

Eleştirel-gerçekçi yaklaşım Cumhuriyet’in ilk yıllarında yazarların en çok tercih ettiği biçim olmuştur. Siyasi, ekonomik, kültürel sorunlar ve işçi-köylü kesimin sorunları 1950’li ve 1960’lı yıllarda ağırlıkla işlenmiştir. 1980’li yıllarda dönemin siyasi ortamının de etkisiyle oyun yazarlığında bir durgunluk yaşanmıştır.

Önemli yazarlarımız arasında, öz ve biçim konusuna yenilikler getirmiş Haldun Taner, bulvar komedisi olarak adlandırılan güldürü oyunlarının yazarı Haldun Dormen, töre güldürüsü tarzındaki oyunlarıyla Musahipzade Celal ve üretkenliğiyle Türk Tiyatrosu’na önemli katkılarda bulunmuş Turgut Özakman sayılabilir.

23/02/2022